Sıcaklardan sonra sonbahara hasret kaldığımız günlerde, yeniden bastıran sıcaklarla bunalanlar bahar hasreti çekerken birden hava patladı!
Meteorolojinin yaptığı çeşitli renk kodlu uyarılar, hepimizin tedbir almasını sağladı.
İyi de biz tedbir alıyoruz… Peki ya altyapının yetersizliği ne olacak?
Asıl uyarı yapılması gereken yerler, yağmurda ve fırtınada sorun yaşanan bölgeler değil mi? Oralarda yaşayan vatandaşlar kadar, önceden önlem alması gerekenler de belli.
Sorun yaşanacağı bilinen yerlerde gerekli çalışmalar zamanında yapılmalı. Eksikler giderilmeli, altyapı güçlendirilmeli. Yani iş, yağmur yağdıktan sonra sahaya çıkmakla bitmemeli.
“Benden sonrası tufan” anlayışıyla hareket edip topu sürekli taca atarsanız, olan yine vatandaşımıza olur. Fırtınada, yağmurda evler, iş yerleri, yollar zarar görür; insanlar mağduriyet yaşar.
Sonra da alışıldık açıklamalar gelir:
“Tüm ekiplerimizle sahadayız…”
Elbette sahada olmak önemli. Ekiplerin çalışması da gerekli. Ama asıl mesele, vatandaş mağdur olduktan sonra sahada görünmek değil, o mağduriyeti önceden önleyebilmek.
Atı alan Üsküdar’ı geçtikten, yağmur sularının götüreceğini götürdükten sonra yapılan açıklamalar neye yarar?
Hele bir de iş, “Yağma Hasan’ın böreği” misali yıllardır aynı sorunların etrafında dönüp duruyorsa…
Bizim istediğimiz çok şey değil.
Yağmur yağmadan önlem, felaket gelmeden tedbir, vatandaş mağdur olmadan çözüm!
Çünkü önemli olan, yağmurdan sonra sahada olmak değil, yağmur gelmeden görevini yapmış olmaktır.
Hafta başında, “Bile bile lades” diyerek yola koyuldum.
Akhisar, Balıkesir. Ardından Bursa ve İstanbul…
Yağmura Balıkesir çıkışında yakalandım. Susurluk’a geldiğimizde hava tamamen karardı, yağmur da hızlandı. Bursa çevre yolunda trafik sıkıştı.
Yağmura, olağan bir durummuş gibi alışkınız. Kurallara uyarak, hız sınırının 120 kilometre ilşe gidilecek yerde 100’e bile yaklaşmadan, “Sağ şerit bizim” misali yola devam…
Gemlik’teki molada aklımızda tek bir soru vardı: Feribot seferleri iptal edilir mi?
İptal olursa alternatif güzergâh, köprü yolu demekti. Yol uzayacak, bir de İstanbul’un o trafiğine girecektik.
İşte o an durup düşünmek gerek!
Neyse ki Yalova’ya yaklaşırken, yağmurla birlikte oluşan sisi aşarak feribot iskelesine ulaştığımızda derin bir nefes aldık. Saat 18.00 ‘deki feribotla Pendik’e geçtik. Ardından yağmura rağmen, İstanbul ölçülerine göre akıcı sayılabilecek trafikte Bostancı’ya ulaştık.
Bostanlı’dan başlayan yolculuk, Bostancı’da yeğenimin oturduğu apartmanın otoparkında yer bulmamızla sona erdi.
Derin bir oh çektik mi?
Çektik!
Ama yol boyunca aklımızdan geçenleri, gördüklerimizi, yaşadıklarımızı da öylece bir kenara bırakmadık…
En önemlisi de TIR’ların, yaşananlardan ders almamışçasına yolculuklarına devam etmeleri…
Motosikletleri de bu kademeye koyarsak, bazıları için gerçekten “kontrol” şart!
Sanki rallide madalya peşinde koşuyorlar.
Sorsan, baksan “Ekmek parası” diyecekler de… Bazen hiçbir işe yaramaz o para!
Evet şart! Kontrolse kontrol, cezaysa ceza… Çekecekler!
Aslında şart dediğimiz sporda da amatör-profesyonel ayrımı yapılması gerekiyor.
Bunu biraz açacak olursak, profesyonel kulüpler için çıkarılan yönetmeliklerin amatör spor kulüplerine uygulanmasındaki zorluklar çok fazla. Bu nedenle de amatör spor kulüpleri nefes alamaz durumda.
Ayrıca amatör spor kulüpleri dediğimizde aklımıza sadece futbol gelmemeli. Gençlik ve Spor Bakanlığının en güncel resmi verilerine göre, Türkiye genelinde lisanslı sporcu sayısı 16 milyon 678 bin seviyesine ulaşmış durumda.
Ülkemizde Gençlik ve Spor Bakanlığına bağlı ve tescilli 59 spor federasyonu bulunmakta.
Bu federasyonlar bünyesinde yüzün üzerinde farklı spor dalı ve branşı aktif olarak yer almakta.
Futbolda resmi karşılaşmalarda, liglere ve düzenli spor faaliyetlerine katılan toplam faal sporcu sayısı yaklaşık 5 milyon kişi.
Siz, futbol dışındaki branşlarda spor yapan ve sayıları bunun neredeyse üç katını aşan sporcuları üzüyorsunuz.
Nasıl mı?
Belediyeler, Amatör Spor Kulüpleri Federasyonundan (ASKF) liste alarak amatör paylarını dağıtıyor. Bu listede hangi branş var?
Futbol…
Nakdi yardım da onlara, ayni yardım da… Malzeme desteği de!
Soruyorum size; futboldaki sporcu sayısının üç katından fazla olan diğer branşlardaki sporcular üvey evlat mı?
Yardım yapılan kentlerde yaşamıyorlar mı?
Oralarda spor yapmıyorlar mı?
Şart dediğimiz o kadar çok şey var ki…
Peki, bunları kim, nasıl düzeltecek? Futbolun gördüğü saygıyı diğer branşlar ne zaman görecek?
Erich Fromm’un saygı ve sevgi üzerine düşüncelerini yazımıza uyarlayacak olursak şöyle diyebiliriz:
“Eğer amatör sporlar bir çiçekse, onu koruyan profesyonellik saksısıdır. Çiçek solmaya başlamışsa dikkat edin; saksı mutlaka çatlamıştır.”
Amatör branşlara destek olmak, futbolla aynı hedefe yürürken rüzgâra karşı ona siper olmaktır.