“Ağaç yaşken eğilir” bir Türk atasözüdür. Anlamı; İnsanlar (özellikle çocuklar) küçük yaşlarda daha kolay eğitilir, yönlendirilir ve alışkanlık kazanır. Kişilik, davranış ve değerler erken yaşta şekillenir; ilerleyen yaşlarda değişim daha zordur.
Kısaca açıklayacak olursak; Nasıl ki bir ağaç fidan hâlindeyken kolayca şekil verilebilir ama büyüdükten sonra eğmek zorlaşırsa, insan da gençken eğitildiğinde istenen özellikleri daha kolay kazanır.
Spor ve Sportif oyunlar hareketle başlar ve hareketle sonlanırlar. Bu nedenle spora değinmeden önce daha geniş bir kavram olan hareket eylemine ilişkin bazı kavramları açıklamakta yarar görmekteyim. Çocuğun ana rahmine düştüğü günden itibaren (embriyo) hareket etmeye başladığı bilimsel olarak ortaya konmuş bir olgudur. Burada yapılan bu hareketler çocuğun daha çok gelişmesi ve büyümesi ile ilgili olup, oldukça dar bir alan içerisinde yapılan refleks hareketlerden ibarettir.
Dokuz aylık (40 hafta) bu süre sonunda doğum olayı gerçekleştiği andan itibaren çocuktaki hareketler belirli bir döneme kadar refleks (istem dışı) hareketler olup başlangıçta daha çok ısıya, ışığa ve sese özellikle annenin sesine tepki olarak yapılan hareketleri içerir. Ve her geçen gün çocukta hareketler istem dışı hareketten istemli hareketlere doğru bir eğilim gösterir ve bu durum aslında istenen bir davranış biçimidir.
Zaten bu durum böyle olmasa, kişilerin büyüseler de kendi sorunlarını tek başlarına çözme ve üstesinden gelme gibi bir eğilime girmeyip her şeylerinin karşılanmasını kendilerinin dışındaki kişilerden bekleme eğilimi içerisine girerler. Bu durum pek istenilen bir durum değildir. Hareketteki bu gelişme tıpkı çocuktaki fiziksel, duygusal, toplumsal, zihinsel ve kişilik gelişmede olduğu gibidir. Yani yaş ilerledikçe çocuk hareketlerinde daha bilinçli, daha dengeli ve eğitimin aracılığı ile daha ileriye dönük olacaktır.
Sportif hareketlerin tarihsel geçmişi ile ilgili herhangi bir konuya burada değinmenin yeri olduğu inancını taşımıyorum ama hareket eyleminin doğasına, yani bireylerin hareket eylemine neden girdikleri ile ilgili psikolojik açıklamalara burada kısaca değinmekte yarar görmekteyiz.
Bireyin hareket etmesi hem kendisi için ve hem de çevresi için önemlidir, hareket tıpkı dil gibi insanın çevresiyle iletişim kurduğu, kendini anlattığı ve yaşantısını gerçekleştirdiği bir araçtır. İnsanlar dile sahip olmadan, hareketlerle hem kendini ifade etmiş ve hem de başkalarını hareketlerle algılamaya çalışmıştır.
Bireyin hareketleriyle etkileşimini ele alma, fiziki hareketleri inceleme anlamını taşımaktadır. Ancak genel anlamda fiziki hareketlerin doğası incelendiğinde, hareketlerin beş süreçten oluştuğu görülmektedir (Pacdick 1967):
a)Mekanik, b)Enerji, c)Organizasyonel, d)Büyüme ve e)Öğrenme Süreci’nden oluşur.
Hareket öğrenilmiştir, bu öğrenme süreci gelişen ve büyüyen organizmayla birlikte oluşmaktadır. Bu konu tartışmaya açıktır. Motor-devimsel öğrenmenin de diğer öğrenme gibi ayrı ayrı süreçten olduğu (Mathey 1965) ortaya konmuştur. Bu görüş geleneksel görüşe aykırı olmaktadır. Yine geleneksel olarak fiziki hareketi belirleyen öğrenme süreci, beceri öğrenme olarak belirtilmektedir. Şimdi güç ortaya koyma yeteneğindeki öğrenme de buna dahil edilmelidir.
Fiziki hareketin (egzersizin) birçok özelliğinin oluşu; kişiden kişiye değişen, farklı doyumlar sağlar. Bunun içindir ki, fiziki hareket sosyopsikolojik bir fenomen (görüngü) olmaktadır. Böylece fiziki hareketi “psikolojik obje” olarak görebiliriz. İnsanlar bu objeye karşı ilgiler, tavırlar ve değerler geliştirirler. Fiziki sağlık, beden-zihin ikilemi, kooperasyon (iş birliği), yarışma (rekabet), akıl sağlığı, yurt sevgisi (vatanseverlik gibi). Bunlar fiziki hareketi (egzersizi) gözleme sonucu ortaya konmuş sonuçlardır.
Ancak araştırmalarda bunların geçerliliğini desteklemiştir. Yine bir başka görüşe göre bireyin fiziki harekete girmesinin (egzersize katılmasının) değişik bir nedenini; Alanlar, boyutlar ve bilime dayalı açıklama daha geçerli ve anlamlı bulunmuştur. Bu anlama göre fiziki hareketlere (egzersize) katılmak sırası ile; Toplumsal deneyim kazanmak, Sağlıklı ve kondisyon sahibi olmak, Vücut dengesini aramak, Estetik deneyim kazanmak, Boşalma boyutu olarak, Mükemmel ve üstün olmak (gibi nedenler) Spor ve fiziki harekette, sosyo-psikolojik değişkenler (ki bunlar spordaki davranışı etkilemektedir) önemle ele alınmaktadır. Böylece sporun psikolojik boyutunu anlamak olanağı doğabilir.
Aile ortamı, bireyin dünyaya geldiği andan itibaren içerisinde yer aldığı, yaşamını devam ettirebilmesi için gerekli bakım ve desteğin ona sunulduğu sosyal bir ortamdır.
Bireylerin olumlu davranış özelliklerini kazandığı ve geliştirdiği bir ortam olarak değerlendirilen aile ortamı, zaman zaman olumsuz bazı yaşantıların psikolojik etkilerinin de ortaya çıktığı bir ortama dönüşebilir. Aile içi şiddetin temelinde bireylerin içinde bulunduğu öfke ve saldırganlık yaşantıları mevcuttur.
Çocuk için aile içindeki bireylerden özdeşim nesnesi olarak seçtiği kişinin örneğin babanın yineleyici bir biçimde şiddet uygulaması çocuk için olumsuz bir model oluşturmaktadır. Bu durumun da özellikle çocuklar açısından önemli bazı olumsuz etkilerinin olabileceği açıktır. Bu çocukların iletişimlerinde saldırganca bir tutum izledikleri ve kendilerini sosyal ve duygusal yönden izole etme davranışları sergiledikleri gözlenmektedir. Problemli davranışların özellikle suça yönelik davranışların kökeninin çocukluktaki yaşantılara dayandığını belirtilmektedir.
Yapılan araştırmalar çocuklukta fiziksel ve sözel olarak saldırganlığa maruz kalan yetişkinlerin ileriki yaşlarında depresyon, alkol kullanımı, anti sosyal davranış ve kendi çocuklarını cezalandırma gibi davranış özellikleri gösterdiklerini ortaya koymaktadır.
Sonuç olarak eğer anne baba birbirlerine öfke ve saldırganlık içeren davranışlarda bulunuyor ve çocuklar çevrelerinde sorunların öfke ve saldırganlık yoluyla çözümlendiğini görüyorlarsa, saldırganlığı sorun çözücü bir davranış olarak öğrenirler, saldırgan davranışların yaşamın bir parçası olduğunu düşünürler ve bunu kendi yaşamlarında da uygulamaya koyarlar.
Bu nedenle yetişkinlerin davranışta bulunurken, her an bir çocuğa model oldukları bilinciyle hareket etmeleri gerekmektedir ayrıca çocukların duygularına duyarlı olmak ve iyi bir duygu yöneticisi olmak için yetişkinler; empatik dinlemeye sahip olmalı, çocukların duygularını isimlendirmelerine yardım etmeli, problemin çözümüne yönelik temel iletişim becerilerini kullanmayı öğrenerek kabul edilen ve edilmeyen davranışları belirlemelidirler.
“Eğitim küçük yaşta başlamalı; ağaç yaşken eğilir.”
Şiddetsiz daha sağlıklı bir toplum için herkese saygılarımla…




























Yorum Yazın
Facebook Yorum