Dahası, Yüksek Seçim Kurulu tarafından, “seçim takviminin Ocak ayında baŞlayacaĞı, bu nedenle de aday adaylarının hiçbir Şekilde propaganda çalıŞması yapamayacaĞı” duyuruldu.
Siyasi partiler aday adayı olmak isteyenlerin kimi görevlerden istifa etmesini ve adaylık baŞvurusunda bulunmasını istedi.
Kuralları, hakemi, gözlemcisi olmayan bir müsabaka baŞladı.
Ortaya bir top atlar “Vurun topa” diye bir komut verildi. Aday adayları çıktılar orta yere ha babam de babam topa vuruyorlar. Kale yok, kural yok gol atabilen, sayı yapabilen, öne geçen de yok elbette.
Aday adayları “Serseri Mayın” gibi, “Deli Tavuk” gibi dolanıp duruyorlar orta yerde. Bir yandan proje oluŞturma çalıŞmaları sürüyor, öte yandan, seçmene eriŞmeye çalıŞıyorlar.
Çekilen birkaç kare fotoĞraf sosyal medyada ya da gazete televizyonda görününce de bir dedikodu alıp baŞını gidiyor:
“Yeni bir kadro oluŞturamamıŞ. Yine eski adamlarla dolaŞıyor…”
“Oooo baksana kadrosunu oluŞturmuŞ, bize yer yok bunların arasında…”
“OluŞturduĞu kadroya bak, gençler yok, kadınlar yok, nereye kadar gider bu akılla…”
“Sen onun aday adayı olduĞuna bakma daha altta bir görev verseler hemen kabul eder, çakma aday bu…”
Benzer söylemleri duyuyorsunuzdur.
Yazıktır vurmayın abalıya.
Siyaset, en geniŞ anlamda, insanların hayatlarını düzenleyen genel kuralları yapmak, korumak ve deĞiŞtirmek için gerçekleŞtirdikleri faaliyetlerdir.
Siyaset, insanların yaŞadıkları genel kuralları oluŞturmak, korumak ve deĞiŞtirmek amacıyla yaptıkları çalıŞmaların adıdır.
Siyaset ilgi çekicidir, çünkü siyaset yapan insanlar birbirleriyle uyuŞmazlık halindedirler.
Samuel Johnson, 1775 gibi erken bir tarihte, siyaseti “dünyada yükselmenin aracından baŞka bir Şey deĞil” diyerek hor görürken, ondokuzuncu yüzyıl Amerikan tarihçisi Henry Adams, onu, “nefretin sistematik organizasyonu” olarak özetliyordu.
Temelde “kamusal” bir faaliyet olarak anlaŞılan bu siyaset yaklaŞımının olumlu ve olumsuz çaĞrıŞımları vardır.
Aristoteles’e kadar giden bir gelenekte siyaset, özellikle bu “kamusal” niteliĞinden dolayı asil ve münevver bir faaliyet olarak görülmüŞtür. Bu yaklaŞım, İnsanlık Durumu (1958) adlı eserinde siyasetin beŞeri (insana iliŞkin) faaliyetin en önemli biçimi olduĞunu, çünkü bunun özgür ve eŞit vatandaŞlar arasında karŞılıklı etkileŞimi içerdiĞini ileri süren Hannah Arendt tarafından da açıkça onaylanmıŞtır.
Rousseau, siyasi hayatta sadece bütün vatandaŞların doĞrudan ve sürekli katılımı yoluyla devletin ortak iyiye veya onun kavramsallaŞtırmasıyla “genel irade”ye ulaŞılabileceĞini ileri sürmüŞtür.
Mill’in yaklaŞımında da “kamusal” hayata katılım, bireyin kiŞisel, ahlaki ve entelektüel geliŞimine katkıda bulunması bakımından eĞiticidir.
Uzadı yazı kısaca Şunları söylemek zamanıdır.
Siyaset insan için yapılır.
Siyaset insanla yapılır.
İnsan olmazsa siyaset de, siyasi parti de olmaz.
Önce birbirinize saygı gösterin Efendiler, Hanımefendiler, Beyefendiler.
Önce saygı.
Siyasi Parti genel Merkezlerinde görev yapan “Efendiler” de bu kapsam dıŞında deĞildir.